Sene 928 târîhinde Ciniviz küffârı elinden Sultân Süleymân fethidir. Be-dest-i Kapudan Palak Mustafâ Paşa. Tarîh: [1]  ???? ???? ???? ???? ????  ‘dır.
  Cezâyir eyâletinde Rodos sancağı hükmünde maktû’-l kadem ve mefrûzü’l-kalem Süleymân Hân evkâfıdır. Hâkimi mütevellîdir ve azîm evkâfdır. Ve üç yüz akçe şerîf kazâdır.
  Ve nâhiyesi ancak cezîre içinde vâki’ üç kal’adır. Biri İstanköy biri cenûb tarafında kal’a-i Pili ve cenûbunda kal’a-i Andimahi ve dahi cenûbunda kal’a-i Kefaloz. Ve bu İstanköy cezîresinin garbında on iki mîl ba’îd cezîre-i kal’a-i Kalimyoz ve kurbunda Paşa adası. Nâhiyeleri bunlardır, gayri yokdur.
Ammâ mahkeme mahsûlü mâh-be-mâh bin sivilye riyal hâsıl olur, alâ-tarîku’l-hedâyâdan gayri. Müftîsi ve nakîbüleşrâfı ve kethudâyeri yokdur ammâ yeniçeri serdârı ve cebeci çorbacısı vardır. Ve ze’âmet ve tîmâr olmaduğundan (Y 104b) alaybeğisi ve çeribaşısı yokdur. Ammâ cezîrede dörd diz­dâr ve bir mütevellî ve bir paşa kâ’immakâmı vardır.
Beğinin taraf-ı pâdişâhîden hâss-ı hümâyûnu cezîre mahsûlünden on yük akçedir. Hîn-i seferde kapudan paşa ile bir pâre kadırga ile sefer eşer.
Ve Bodurum kal’ası ile İstanköy cezîresinde olan beş kal’anın cümle neferâtı altı yüz âdemdir. Ve üç yüz müsellem kefere kulu vardır. Cemî’i tekâlîf-i örfiyyeden mu’âflardır. Dağlarda kâfir kalyonları içün ve âyende vü revende gemiler içün varda beklerler. Ammâ İstanköy kal’asının üç yüz seksen neferât vardır ve dizdârı a’lâ ağalıkdır. Ve cümle neferât ulûfelerin İstanköy gümrüğünden alırlar.
Ve bu İstanköy kal’ası yüz yigirmi mîl şarkdan garba tûlânî bir cezîreye vâki’ olmuşdur. Anın şark cânibinde bir kumsal burunda Menteşe cânibine Isbat kal’ası burnuna altı mîl karîb horos sadâsı istim⒠olunur yakın bir burunda şekl-i murabba’ Ciniviz binâsıdır. Ammâ niçe elden geçmiş bir kal’a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i kâr-ı insân bir kerb-i metîn kal’adır. Ve cânib-i erba’ası deryâdır. Ammâ karada varoş tarafı elli adım enli karadır ve elli adım derin handakdır. Küffâr zamânı ol handakdan deryâ dolaşır imiş. Ammâ şimdi karadır. Tathîr olunsa deryâ dolaşup kal’a ada gibi olur. Ve bu handak içre ba’zı kayık ve firkateler bağlanır.
Ve bu kal’anın cirmi dâ’iren-mâdâr bin adım­dır. Ve yalın kat dolma Şeddâdî dîvârdır ve serâpâ cânib-i erba’ası altmış ayak enli rıhtım dolma dîvârı seng-i hârâdır. Ve bu dîvâr üzre at ile cirid oynamak mümkindir.
Ve bu dîvâr üzre hîn-i muhâsarada şehîdler mezârları vardır. Liman cânibine vâki’ olmuşdur. Azîm ziyâretgâhdır, niçe kerre üzerlerine nûr-ı Yezdân nazil olduğu müsbetdir.
Ve kal’anın tâ ortasında bir kat iç kal’ası var. Ol dahi çâr-kûşe bir kal’adır. Mâ-tekaddem kal’a bu imiş. Ba’dehu Süleymân Hân havfinden taşra kal’ayı binâ etmişler, ammâ yine fethi Süleyman Hân’a müyesser oldu.
Ve bu kal’a içinde havlısız bağ u bâğçesiz top­rak ve kireç örtülü üç yüz hânedir. Ve kal’a içi cümle yigirmi altı sadrenc nakşı sokakdır. Ve serâpâ kaldırım döşeli pâk sokaklardır.
Ve iç kal’anın ve taşra kal’anın cenûba nâzır bir demir kapuları var.
Ve büyük kapunun iç yüzünde câmi’-i Süley­mân Hân, cemâ’at-i kesîreye mâlikdir. Ve bir câmi dahi kiliseden vely olunmuşdur. Fevkânî olmak ile altı mahzenlerdir. Mâl-â-mâl cebehâne imiş. Hikmet-i Hudâ ra’d isâbet edüp evc-i semâya münkalib olup münhedim olmuş, ihyâya muhtâcdır.
Ammâ Süleymân Hân’ın küçük câmi’i haremi­nin solunda bir âb-ı hayât kuyusu var, gâyet sovukdur. Cümle şehirli andan kifâflanırlar. Ve umku bir kulaçdır. Hikmet-i Hudâ bu kuyu deryâ içindedir, yine âb-ı zülâldir.  [2] ???? ???? ?? ??? ???? ??  Ve bu câmi’ minâresizdir.
Ve bu kal’a cümle sekiz tabyadır. Ve cümle sağîr (Y 105a) ü kebîr iki yüz beş pâre topdur. Ammâ ellisi balyemez toplardır, deryâyı ve liman ağzın döğer. Ve her tabya üzre birer karavulhânesi var, seb (u) rûz dîdebânları âmâdedir. Ve kal’a kapusu mabeyninde divânhâne kemerleri ve der-i dîvârları mâl-â-mâl ve gûnâ-gûn âlet-i harb ile müzeyyendir.
Ve kapudan taşra varoşa gitmeğe elli adım cisirdir. Ba’zı yerleri makara ile her gece kalkup kal’a kapusuna siper ederler. Ol hidmete me’mûr pâsbânları vardır. Ve bu cisir kapusu üzre bu târîh tahrîr olunmuşdur. Târîh: “Lâilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh, amei-i bende Hüseyin Çavuş, sene 1051”
Bu târîh bir beyaz mermer üzre tahrîr olunmuş­dur.
Sitayiş-i çınâr-ı azîm-i kal’a-i İstanköy: Ve bu kapudan taşra kal’a ile varoş mâbeyninde Lonca meydânında bir çınâr-ı sun’-ı Hudâ var kim Cenâb-ı Bârî yed-i kudreti ile bir dıraht-ı azîm halk etmiş kim atlas-ı felekde bu hakîr kırk bir sene on sekiz pâdişâhlık yer seyâhat edüp cihânbânlık eyledim ve rûy-i arzda sun’-ı Hudâ’ları im’ân-ı nazar ile nazar etdim, bu dıraht-ı (P 53b) müntehânın misli meğer Çerkezistân memleketinde Ademî kabîlesi içinde bir güne kavak dırahtı var. Ol kavim ol ağacı hâşâ ve kellâ ma’bûd ittihâz edinüp ana tapar­lar. Bu dahi sun’-ı Girdigâr’dır. Anı gören zî-rûh sanır.
Ve bir dıraht-ı müntehâ dahi Dağıstân vilâyeti kurbunda kûh-ı Elburz dâmeninde Irâk-ı Dâdyân derler Nûşirvân oğlu Hürmüz-i Tâcidârın tahtı imiş. Hâlâ virandır, ammâ âsâr-ı binâdan bir günde ubûr olunmaz. Eyle bir şehr-i azîmdir. Hâlâ bunda olan ibret-nümâ meğer İsvân memleketinde ola. El-hâsıl bu Irâk-ı Dâdyân kurbunda Penç Hasan derler bir sahrâ-yı azîm vardır. Anda yılda bir kerre kırk gün kırk gece bir bâzâr-ı azîm olur. Hind ü Sind ve Belh u Buhârâ ve Çîn ü Mâçîn ve Fağfûr ve Hıtâ ve Hoten ve Maskov memleketinden niçe kerre yüz bin tüccâr gelüp bey’ (u) şirâ ederler bir cem’iyyet-i kübrâdır. Mezkûr Penç Hasan ziyâretgâh-ı azîmi dibinde bir dıraht-ı kavak vardır. Ammâ içi boşdur ve otuz atlı sığar ol kadar ecvefdir. Ve cânib-i erba’ası dîvârdır. Ve cemî’i halk bu dırahta mu’tekidlerdir. Ammâ Çerkez’den gayri bir kavim tapmaz­lar. Ancak temâşâ ederler. Ve cümle halk ol zu’m üzrelerdir kim bu dıraht altında İskender-i Zülkarneyn medfûn ola. Hattâ ol ağacın kovuğu içre benî âdem girüp çıkmadan fenâ bulmasın deyü ağacın kapu gibi yerine demir kaplamışlardır. Ve enderûn (u) birûnunda hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür ol kadar demir ve na’l ve mıh ve bıçak ve hançer ve kılıç pâreleri mıhlamışlar kim cesed-i şecer gûyâ pûlâd-ı Nahçivânî’den halk olunmuşdur. Ve bu dıraht evc-i âsumâna ser çeküp serâmed olması ile şöhre-i şehr olmuşdur.
Ammâ bu mezkûr İstanköy’deki çınâr-ı müntehâsı anlar gibi serâmed değildir, alçakdır. Ammâ bu diraht-ı azîme Cenâb-ı Bârî’nin bir güne nazarı ta’allûk etmiş bir çınâr-ı şu’bedârdır. Ve midhatinde lisân kâsırdır. Ammâ ihvân-ı bâ-safâya (Y 105b) ve zurefâ-yı bâ-vefâya ol dıraht-ı müzeyyenin keyfîyyet-i hâli şöyle ma’lûm ola ki bu dırahtın vücûdun on âdem kucaklar.
Ammâ cemî’i kuvveti dallarına müstevlî ol­muşdur. Cümle şu’beleri üç yüz daldır. Ve her dalın cüssesi birer ve ikişer ve üçer âdem dirâgûş edebilir, eyle kalındır. Ve her biri bir gûne sâye salmış nihâl-i sâyebândır. Ve cümle dalları serâperde-i Süleymanî-misâl cevânib-i erba’asına yayılmışdır. Ve altına âyende vü revende müsâfirîn bir hoş safâ etsünler deyü sâhibü’l-hayrâtlar cümle dalları altına yetmiş yedi sütûn-ı dırahtlar ve mermer ve sommâkî amûdlar diküp cemî’i dalları bu amûdlar üzre durur. Ba’zı direkler ardıc ve servi ve mîşe ve çam sütûnlardır. Ammâ gâyetü’l-gâye kalın dalları altına yedi ve sekiz sommakî amûd-ı müntehâlar dikilmişdir ve ba’zı dalları altına beyaz mermer sütûnlar dikilmişdir. El-hâsıl cümlesi yetmiş yedi sütûndur.
Hikmet-i Hudâ ba’zı dalları ol sütûn-ı müntehâlar üzre dura dura mezkûr dalların ağırlığından mermer sütûnlar dalların vücuduna gömülüp mez­kûr dallar dahi cüssedâr oldukça hevâya münkalib olup mezkûr sütûnları kucaklayup hevâya mu’allak dururlar. Sâhib-i hayrlar dahi âyende vü revendeden kimse helâk olmak ihtimâli ola deyü mu’allak sütûnların altına mermer tabanlar binâ etmişler. Ammâ yine her sene mezkûr çınâr mu’ammer oldukça ol mermer sütûnları hevâya kaldırup bu hâl üzre bir meydân-ı azîm sâyesi dutup koyah olmuşdur. Ve ba’zı dalları cânib-i erba’asına iki yüz üç yüz adım kol kanat misâli yayılup ba’zı evlerin ve dükkânların ve câmi’in damları üzre perîşân olmuşdur. Lisân-ı hâl ile gîysûların âşıkân üzre sâyebân etmişdir.
Ve zîr-i dıraht eyle koyah u hıyâbândır kim gûyâ Çârbâğ-ı İsfahân’dır. Asla güneş te’sîr etmez. Dâ’imâ bâd-ı sabâ uğrayup cemî’i sâkinâna cân bahş eder.
Ve sâyesi düşdüğü yerde ol kadar meydândır. Şöyle ma’lûm-ı sa’âdet ola ki cümle kırk üç soffadır. On biri müsâfir soffalarıdır. Bu şehirde hân ve tevhâne olmamak ile cümle âyende vü revende müsâfirîn bu çınâr-ı müntehânın sayesinde hoşnişînlik ederler.
Ve üç yerdeki soffaların her biri onar ve on beşer sommâkî direkler üzre kiremit örtülü soffalardır. Gerçi bu dıraht-ı müntehânın sâyesinde ki­remit örtülü binâ lâzım değildir. Ammâ bârân-ı rahmetden hevâyie-i müsâfirîn mahfûz olsun içün sâhib-i haydar böyle ârâmgâh binâ etmişlerdir.
Ve yine bu çınâr-ı müntehânın altında üç kah­vehâne soffası var, üstü açıkdır. Cemî’i seyyâh-ı âlem ve zurefâ-yı benî âdem anda zevk u safâlar edüp ömür uğurlarlar.
Ve yine bu dıraht-ı Perverdigâr’ın altında Hüsâm oğlu Kapudan Alî Paşa kurşum örtülü bir ağaç kubbe ile binâ etmiş bir nakş-ı bûkalemûn bir âbdesthâne (Y 106a) havuzu var, on iki köşe bir havz-ı azîmdir. Ve ortasında bir şâzrevânı şeb (u) rûz revân olup emr-i ilâhîye imtisâl eden tecdîd-i vuzû’ ederler. Ve her köşesinde birer çeşmesi var, gâyet lezîz âb-ı hayâtdır. Cümle şehir halkı andan def-i atşân ederler.
Ve bu dıraht sâyesinin garb tarafı dalları altında handak kenârında tâ aşağı çârşû başına varınca iki yüz adım bir soffadır. Ol soffa üzre yetmiş seksen turunc ağacı ile müzeyyendir. Ve bu mahalde yine Alî Paşa’nın bir âb-ı hayât çeşmesi var. Ve soffa üzre mihmân olan âşıkânın turunc şükûfesi râyihasından demâğları mu’attar olur.
Ve bu soffaların şarkında yine çınâr-ı muntehâ altında bir çâh-ı mâ var kim hayât-ı cânfezâdır. Ve bir çâh-ı mâ dahi câmi’in kapusu dibinde vâki’ olmuşdur. Makaraları mezkûr çınarın dallarına bağlıdır. Bir âb-ı hayât sudur, cümle keştiyânlar an­dan sulanır, aceb âsâr-ı hayrât-ı azimdir. Ve mezkûr âsârlar bi’l-cümle çınâr-ı müntehânın altında vâki’ olduğundan tahrîr etdik ki yârân-ı safâya ma’lûm ola kim ne kadar azîm dıraht-ı sun’-ı Hudâ’dır.
Ve Hikmet-i Hudâ bu çınârın niçe bin dalları birbirine halka halka bağlanup çim-ender-çim olmuşdur. El-hâsıl garîb ü acîb îbret-nümâ kâr-ı Perverdigâr’dır. Ba’zı kimesneler bu çınârın evsâfın hikâyet edüp derler ki:
“Dedelerimizden eyle istim┠ederiz ki bu kal’a küffâr-ı hâksârda iken bir Mısır gemisin küffâr alup ümmet-i Muhammed esîrleri bu çınârın dibinde kayd-bend ederler. Meğer huccâcın birinde bir kumkuma âb-ı Zemzem var imiş ‘Küffâra nasîb olmasun’ deyü ol hacı bu âb-ı Zemzemi bu çınârın dibine döker. Hikmet-i Hudâ bu çınâr günden güne bu hâle girir ve hâlâ her sene büyümededir” deyü rivayet ederler. Ammâ Allâhu a’lem ol Çerkezistân’da ve Irâk-ı Dâdyân’daki kadar mu’ammer olmamak var. Bu altı yedi yüz yıllık ancak olmak var. El-hâsıl kibâr-ı evliyâullâhın nazarı ta’allûk etmiş bir sun-ı Yezdân’dır. Hakîr dahi teberrüken celî hatt ile ol şecer-i müntehânın bir dalına,
 
Seyyâh-ı âlem Evliyâ rûhıyçün fâtiha
 
Sene 1082
deyü nevregân ve tilsiman demirleri ile elifleri birer arşın oyup tahrîr etdik. İnşâallâh ol hat şerha verüp mü’ebbed durur. Gören yârân-ı bâ-safâya muhtefî değildir.
Ve bu çınar şehr-i İstanköy’ün şöhre-i şehir ol­masına sebebdir. Ve bu mahal cemî’i zurefâ ve yârân-ı bâ-safâ ve ehl-i urefânın cem’iyyeti yeridir. Hafizakallâhu Te’âla.
 
Der beyân-ı  eşkâl-i  varoş-ı
 
Kal’a-i İstanıköy
Ve bu çınâr olduğu mahal taşra varoşdadır. İç kal’anın cenûbunda şekl-i murabba’ bir sûr-ı azîmdir ve yalın kat Şeddâdî taş binâ kal’adır. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi iki bin adımdır. Ve iç kal’aya muttasıldır. Başka kal’a değildir, ancak çınâr tarafı mâbeyninde bir handak var.
Ve bunun dahi cemî’i hâneleri kireç örtülü Şeddâdî binâ musanna’ evlerdir. Cümlesi bin iki yüz (Y 106b) hânedir. Ve bu varoş içre ancak bir mahalle elli Müselmân hânesi vardır. Mâ’âdâ (900 (yüz)) kefere hânesidir.
Ve çınâr altında bir câmi’dir. Gayri mesâcid ve tekye yokdur. Ve mezkûr câmi’ tûlen ve arzan altmış ayakdır. Ve içinde amelî altı sütûn üzre ta­vandır, kubbe değildir. (P 54a) Ve bir taş minâre-i mevzûnu var. Ve iki kapusu var, biri kıble kapusu ve biri kuyu dibinde yan kapudur. Ve gâyet cemâ’at-i kesîreye mâlikdir, zîrâ bu varoşda bundan gayri câmi’ve mescid yokdur.
Ve cümle tokuz yüz kefere hânesidir. Ve sekiz kefere mahallesidir. Ve sekiz kenîsedir. Ve bir Yahûdî cemâ’ati vardır, Ammâ Ermeni yokdur.
Ve bunda cümle yüz on dükkândır. Ve bezzâzistânı yokdur. Ve bu varoşda kırk satranc nakşı daracık sokaklardır. Ve cümle evleri havlısız, daracık evlerdir. Ve cümle Urum avretleri evlerinde şarâb ve rakı satarlar.
Ve bu varoşun iki kapusu var, biri şark canibin­de leb-i deryâda iskele kapusudur. Cemî’i gemiler ol cânibe yanaşırlar, zîrâ gümrük ol cânibdedir. Ve bu yalı kapusunun iç yüzünde bir hammâmı vardır. Çifte değildir, öyleden sonra avretler girir. Ve bu varoşun bir kapusu dahi garb cânibinde büyük varoşa açılır. Ve bu varoşun leb-i deryâda handakı yokdur. Ammâ kara cânibinde üç tarafı handakdır. Hattâ sene (---) târîhinde Cân Arslan Paşa anda muhâfazada iken cemî’i ahâlî-i vilâyeti cem’ edüp handaki beş kulaç tathîr etmiş. Murâd edinse deryâ ihâta eder, zîrâ alçakdır.
 
Evsâf-ı ikinci taşra varoş-ı azîm: Ve bu tavsîf olunan rabâtlı varoşun taşrasında cenûbu ve garbında bir varoş-ı azîm dahi vardır. Ammâ kal’ası yokdur. Hemân bir sevâd-ı mu’azzam bağ u bâğçeli vâsi’ bir şehr-i azîmdir. Cümle iki bin ma’mûr (u) âbâdan kârgîr taş binâlı ve üzerleri kireç örtülü bâğ-ı İrem-misâl evlerdir. Ve cümlesi on sekiz ke­fere mahallesi ve yedi Müselmân mahallesidir.
Ve cümle beş mihrâbdır. Eski câmi’ ve Yeni câmi’ ve Tabahâne câmi’i. Bu üçü çârsû-yı bâzâr içinde olmak ile cemâ’at-i kesîreye mâlikdir ve kârgîr minârelidir.
Ve Abdullâh-ı Belhî tekyesi Halvetî âsitânesidir. Âyende vü revendeye ni’meti mebzûldür. Ve mesciddir leb-i deryâda bir âsitâne-i bâğ-ı İremdir.
Ve Dede Mescidi ve bâzâr yerinde Meydân mescidi cemâ’at-i kesîreye mâlikdir. Ve bunlardan mâ’adâ bu varoşda câmi’ ve mesâcid yokdur.
Ve hân ve imâret ve medrese yokdur. Ammâ yedi mekteb-i sıbyân vardır. Her sene evkâfından yetîmlere hil’at-i fâhire mebzûldür.
Ve bunda Yûsuf Paşa bâğçesi kurbunda bir küçük hammâm nev-binâ oldu. Ve bu varoşda kal’a dibinde fevkânî mahkeme köşesinden tâ Yeni câmi’e varınca üç sokak içi mâl-â-mâl iki yüz ma’mûr u müzeyyen dekâkînlerdir. Gerçi bedasteni yokdur ammâ cemî’i zî-kıymet eşyâ anda mevcûddur.
Ve bu varoş ile iç kal’a mâbeyninde bir liman-ı azîm vardır. Boğazı dolmak ile (Y 107a) iri keştîler giremez. Ammâ firkate ve kayıklar girir. Eğer tathîr olsa a’lâ limandır. Sekiz rûzgârdan mahfûz bir li­mandır. Ammâ mürûr-ı eyyâm ile dolmuşdur, am­mâ tathîr olsa iki yüz keştî alur. Ve hâlâ bu kal’anın asâleten limanı yokdur. Ancak kal’anın şark cânibinde demir kuvveti ile yatılır ammâ güntoğusu gâyet pek dokunur ammâ batıdan ve keşişlemeden ve lodosdan halâs olup kal’a dibinde a’lâ yatakdır. Ve ba’zı küçük kayıklar eski limandadır. Ve tabahâne elli dükkândır. Ol mahalde gemiler demir üzre yatırlar.
Ve bu İstanköy şehrinin taşra kıble ve cenûb ve garbında iki sâ’atlik yer bağ u bâğçe ve bostânı cihânı dutmuşdur. Ve bu adanın öşür alduğu defter hisâbınca bu cezîrede seksen altı bin dölüm bağdır ve yedi bin limon turunc bâğçesidir. Ve kütüb-i tevârîhânda bu cezîreye Dâr-ı Nârenc deyü tahrîr etmişlerdir. Hattâ limon ve turunc şükûfesi mahallinde altı mîl karşu Bodurum kal’asında şükûfenin râyiha-i tayyibesi istişmâm olunur, meşhûr-ı âfâkdır.
Ve bu cezîrenin âb (u) hevâsı ol kadar latîfdîr kim bâd-ı sabâ her bâr esüp benî âdemin reng-i rûyına bâde-i gülgûnuna humret verdiğinden ol ka­dar mahbûb ü mahbûbesi vardır kim ta’bîr olun­maz. Ammâ Sakız cezîresinin cüvânı, bunun zenânesi meşhûrdur. Ve gâyet mestûre ehl-i ırz hâtûnları vardır. Hattâ Rûm avretleri bile ehl-i per­dedir. Gündüz asla avret makûlesi sokağa çıkmaz­lar. Ammâ yine âşık-perestlerdir. Ve Urum keratsaları yüzü açık gezüp fistân geyerler ve başlarına havlu makrame örterler ve müslim avretleri gûnâ-gûn çuka ferrâce geyerler ve cümle halkı Cezâyir esbâbı geyerler.
Ve bu şehrin me’kûfât (u) meşrûbâtının memdûhâtından limonu ve turuncu ve kebbâtı ve ağaç kavunu çokdur. Ve on bir gûne limonu olur. Ve hikmet-i Hudâ bir gûne limonu olur, içinde bir küçük limonu dahi var, gâyet lezizdir. Aceb sun’-ı Hudâ’dır ki taşrası ekşi içindeki tatlı
[3] ???? ?? ???? ???? ??
ve yedi gûne incîri ve âbdâr şeftâlûsu ve yigirmi gûne üzümü olur. Husûsâ Pilili Ahmed Ağa’nın ve Sıyâmîzâde bâğının cem üzümü ve âb-ı cân üzümü ve kaba parmak ve razakı üzümü bir diyârda yokdur.
Ve bir vukıyye lüffân nârı sicilde mastûrdur. Ve limon suyu ve limon rub’u cümle vilâyetlere bun­dan gider. Husûsâ helvâhâne-i hâssadan ve kilar-ı âmireden Hünkâr helvâcıları ve kilarcıları gelüp iki yüz fıçı rub’ ve limon suyu çıkarırlar. Her sene bu hidmete me’mûr halîfeler gelüp limon suyun tahsîl edüp mîrî keştîlere tahmîl edüp Âsitane’ye götürür­ler. Ammâ incîri ve zeytûnu az olur. Ve üzümün kurudup ve niçe kerre yüz bin desti üzüm turşusu yapup Mısır’a götürürler.
Ve halkı gâyet rencberdir ve gâyet garîb-dost mün’im âdemleri vardır. Dâ’imâ mezkûr memdûh olan çınâr sâyesinde oturup gâribü’d-diyâr (Y 107b) olan kimesneleri hânelerine da’vet edüp ikram ederler. Anıniçün Cenâb-ı Bârî anlara ganîmet vermiş. Hudâ ma’mûr (u) âbâdân eyleyüp halkı masûn u mahfûz ola.
Ve bu cezîre rub’ dâ’ire-i irtifâ’ı üzre iklîm-i râbi’dir. Arz-ı beledi (---) ve tûl-i nehârı (---) ve kıblesi Anatolu cânibinde Gökova körfezi içine nâzırdır.
Ve bu cezîre sahrâlı ve otlu ve sulu yer olup emn ü emân olmak ile Anatolu cânibinden niçe yüz Türkman obası ve develeri ile gelüp vatan dutmuşlardır. El-hâsıl cemî’i adalar bî-hâsıldır ammâ bu İstanköy cezîresi cemî’i adaların Mısır’ıdır. Ve gâyet kâr yeridir hafizakallâh ve’s-selâm.
Ve bu İstanköy’den cenûb cânibine iki sâ’at sâfî bağ u bâğçeler içre zevk u safâ edüp ubûr ede­rek,
 
Evsâf-ı  Kal’a-i Pili
 
Biliyo nâmında bir kefere pehlivânının kal’ası olmak ile Pili derler. Sene (--- ) târihinde içinde olan Urum küffârları Rodos fethin işidüp mâbeynlerinde ihtilâl olup hâkim zâbitleri olan Malta küffârın kılıçdan geçirüp cümle Urumlar kal’anın miftâhların Kapudan Palak Mustafâ Paşa’ya teslîm edüp anlar dahi Süleymân Hân’a arz ederler. Hâlâ ol ecilden Pili kefereleri Süleymân Hân re’âyası olup gayri tekâlîfden mu’âflardır. Bu kal’anın dahi târîhi: [4]  ???? ???? ???? ???? ???? 
Bu dahi Cezayir eyâletinde Süleymân Hân tev­liyeti hükmündedir. Ve İstanköy kazâsı nâhiyesi kazâsıdır. Serdârı ve kethudâyeri İstanköy’dedir. Ammâ dizdârı ve (---) neferâtı vardır. Ve kal’ası evc-i âsumâna ser çekmiş bir küçük kal’adır. Cânib-i erba’ası mahûf u muhâtaralı olmak ile ne cirmde ve kaç adımdır add olunmadı, ammâ küçükdür.
Ancak içinde yigirmi hurde neferât evleri vardır. Ve bir Süleymân Hân mescidi var, minâresi yokdur. Ve bir buğday anbârı var, gayri binâ yokdur. Ve kıbleye nâzır iki kat tahta kapusu vardır. Amma şahin yuvası-misâl bir yalçın kaya üzre sarp kal’adır.
Ammâ taşra varoşu kal’anın kıble ve şarkında bir varoşu var. Kayalı ve dere ve depeli yerde vâki’ (P 54b) olmuş biri biri üzre havlısız, daracık evler­dir. Ammâ cümlesi kat-ender-kat kârgîr binâlardır.
Ve bunda bir âb-ı hayât su kayalardan çıkup aşağı bağ u bâğçelere cereyân eder. Eyle sovukdur kim mâh-ı Temmûz’da içinden âdem beş taş çıkaramaz. Bu kal’a bu âb-ı zülâl hâtırıyçün binâ olunmuşdur. 0l sebebden cümle halkının reng-i rûyları humret üzredir. El-hâsıl misli yok bir âb-ı hâzımdır.
Ve kal’a kapusunun eşiği dibinde Güzelce Alî Paşa’nın ceddi ve kendüleri bu Pili kal’asında hâsıl olmak ile bir kârgîr binâ şekl-i murabba’ bir câmi’-i müferrih binâ etmiş, bir minâresi ve bir kıble kapusu var ve üstü kireç sıvalıdır. Bundan (Y 108a) gayri câmi’ yokdur. Ve bir hammâm ve bir çeşme ve bir havz-ı azîm ve yigirmi dükkân, cümle hayrât Alî Paşa’nındır. Gayri hân ve imâret ve medrese yokdur, ancak iki mekteb-i sıbyân vardır.
Ve cümle sekiz yüz kireç örtülü kârgîr evler­dir. Cümleden ma’mûr u müzeyyen ve havlılı ve bâğçeli a’yân-ı vilâyet Ahmed Ağa sarâyı âb-ı hayât suları ve havz u şâzrevânları revân olur.
Ve bu şehirden evler mâbeyninde yokuş aşağı gidüp şehirden taşra sâfî bağ u bâğçeler içre ubûr ederek nîm sâ’atde Ahmed Ağa’nın bâğ-ı İrem hânesinde bir hafta zevk u safâlar etdik. Eğer bu bâğ-ı İrem sarâyın evsâfın tahrîr etsek tatvîl-i kelâm olur. Ancak şöyle bir bâğdır kim içinde âdem gâyib olur. Yetmiş bin nâr ve incîr ve elma ve emrûd ve şeftâlû ve sâ’ir eşcârât-ı müsmirât vardır. Ol bâğ-ı ferah-fezâ içre olan üzüm ağaçlarının hisâbın Cenâb-i Bârî bilür. Tâ Güzelce Alî Paşa üç bin forsa esîrine binâ etdirmiş. Senede yedi bin guruş mahsûl verir bakçe-i pür akçedir.
Andan atlarımıza süvâr olup cenûb tarafına sarp dağ ve taşlıklar aşarak 2 sâ’atde.
 
Evsâf-ı  Kal’a-i Andimahi
 
Bu İstankoy cezîresinde üç pâre kal’alar feth olup bu Andimahi kal’ası gâyetü’l-gâye sarp olmak ile içinde olan Malta ve Ciniviz küffârları te’annüd edüp vermeyince Sultân Süleymân Hân Rodos’da iken bu ahvâl mün’akis olup Kapudan Palak Mus­tafâ Paşa iki yüz pâre kadırga ile ve İstanköy cânibinden karadan Rüştem Paşa’yı serdâr edüp.
“İnşâallâh bir ayda kal’ayı feth edin, and-ı mâh etdim, yohsa siz bilirsiz” deyü fermân-ı şâhî olunca deryâ ve karadan deryâ-misâl asker hücûm-ı mehcûm edüp Hikmet-i Hudâ bir ayda feth edüp içinde olan cemî’i küffârı dendân-ı tığdan geçirüp,
“Bir ayda feth edin” deyü nefes edüp “And-ı mâh etdim” dedikleri içün Andimahi kal’ası deme­sinin sebeb-i tesmiyesi oldur.
Bunun dahi târîhi: [5] ???? ???? ???? ???? ????  dır. Bu dahi İstanköy sancağı hükmündedir. Öşrün beğ alur. Harâcı Süleymân Hân evkâfıdır, mütevellî zabt eder.
Ve İstanköy nâhiyesidir. Ve dizdârı ve neferâtı var ve ccbehânesi gayet çokdur, zîrâ gayet sarp ve metîn ve serhad kal’adır. Leb-i deryâdan bir top menzili ba’îd bir bayırlı evc-i âsumâna müntehî olmuş yed-i kudret ile binâ olunmuş bir ibret-nümâ Kahkahâ’dır. Tâ kuşluk mahalli olmayınca kal’anın zirve-i a’lâsı ebr-i âlîlerden nümâyân olmaz.
Ve şimâlden cenûba şekl-i bâdemî tûlâni vâki’ olmuş seng-i hârâ dîvârlı bir müstahkem kal’adır. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi dîvâr üzre kâmil bin sekiz yüz adımdır. Ve cânib-i erba’ası çâh-ı gayyâ derk-i esfelden nişân verir on minâre kaddi uçurum olmak ile bir cânibinde handak yokdur.
Ve kal’adan aşağı bakmağa âdem cür’et edemeyüp Akdeniz (Y 108b) bir halîc-misâl görünür. Ve aşağı sahrâlarında dağı ve bâğı ve bâğçeleri nakş-ı bûkalemûn-misâl zâhirdir. Ve bu kal’a bir kat dîvâr görünür. Ammâ kaya üzre aşağı dîvârlarının temelleri on beş adım enli rıhtım ve fîl cüssesi kadar taşlar ile bünyâd olunmuşdur. Yûnân tevârîhi tahrîri üzre İslâmbol’u binâ eden Yanko ibn Madyan’ın binâsıdır, deyü tahrir etmişlerdir. Ve hakîkatü’l-hâl kâr-ı kadîmden nişân verir. Ve içi dolma değildir, serâpâ yerli kaya üzre binâ olunmuşdur. Anıniçün kapudan içeri girdikde yokuş yukaru ve kesme kayalar üzre gidilir.
Ve cümle evleri yüksek kayalar üzre cihânnümâ kârgîr binâ-yı metîn evlerdir. Cümlesi kireç örtülü damlardır. Ve cümle üç yüz seksen hânedir. Ve bir mahallesi müslim ve üç mahallesi keferedir. Ve sekiz kilisedir. Gayri Yahudi ve Ermeni ve Kıbtî yokdur.
Ve kal’a kapusunun iç yüzünde yarım minâreli bir küçük câmi’ vardır. Mâ-tekaddem kilise imiş, Süleymân Hân nâmına câmi’ olmuş. Ancak yüz âdem alur. Ve on dükkânı var. Suyu ve hammâmı ve mescidi ve hân ve imâret ve medrese ve mektebi ve bağ u bâğçesi yokdur. Ancak kat-ender-kat da­racık evlerdir.
Ve kapusu garba nâzır iki kat sarp demir kapudur, andan gayri kapusu yokdur. Ve bu kapu önünde bir azîm tabyası vardır, kara tarafına nâzırdır. Bu tabyanın cirmi iki yüz adımdır. Ve bir hayli meydândır. Ve bunda dahi azîm toplar vardır. Anın dahi şimâle nâzır bir kapusu var. Asma zembe­rekli cisir ile binâ olunmuşdur. Her şeb dîdebânları makaralar ile cisri ref’ edüp tabya dîvârına seddederler.
Ve bu kal’ada taşra aslâ bir hâne varoş yokdur, cümle kal’a içindedir. Ve bu kal’a aşağı İstanköy kal’asından büyükdür ve metindir. Ve cânib-i erba’ası bin altmış bedendir ve yigirmi dirsek kulledir. Ve her kullede beşer altışar top mukarrer­dir. Ve yılda on gün bu İstanköy cezîresinin cemî’i re’âyâ vü berâyâsı at ve katır ve eşekleri ile gelüp bu kal’a içinde olan yetmiş aded su sarnıcların mâl-â-mâl ederler. Tâ sene âhirine dek kifâyet eder, tedrîc ile istimâl ederler. Ve dâ’imâ tâze suları aşağı derelerden eşekler ile taşırlar. Ve her âdemde beşer onar eşek mukarrerdir, zîrâ kal’anın garbında mezârlıkdan alarka cihânı bağ u bâğçe dutmuşdur. Andan eşekleri ile cümle mahsûlâtların taşırlar.
Ve bu kal’a eyle âlîdir kim küşâde hevâda yüz otuz mîl cenûb cânibine Girid adası görünür. Ve yüz mîl kıbleye Rodos cezîresi nümâyândır. Ve yine cenûb üstüne cezîre-i Hereke ve İliki ve cezîre-i İncirli 15 mîldir. Cümle evleri görünür. Ve şark ta­rafında yigirmi mîl Menteşe kıyıları cânibinde Tekir Burnu Dacca ve Dârâhiyye(?) dağları ayak altında-misâl zâhirdir.
Ve garb cânibinde on mîl cezîre-i Kalimyoz kal’ası ve evleri ile aşikâredir.
El-hâsıl cihân-nümâ ve ibret-nümâ kal’a-i bî-hemtâdır. (Y 109a)
Ve hevâsı gâyet latîf olduğundan al tebekânî ruhsârlı mahbûb u mahbûbesi “Andımâhî güzeli misin, ne istiğna edersin” deyü darb-ı mesel olmuşdur. Hakkâ gâyet şîvekâr mahbûbu vardır. Ve halkı gâyet garîb-dostdurlar. Ve cümle Cezâyir esbâbı geyerler.
Ve bu kal’a İstanköy cezîresinin tâ ortasında vâki’ olmak ile elzem-i levazımından kilidi’l-ber’dir. Hafizakallâhu ta’âlâ.
Bu kal’ayı temâşâ edüp garb cânibinde bâğlar ve bâğçeler içre ubûr ederek andan cenûb cânibine dağlı ve taşlı yerlerde murg-ı keklik sayd (u) şikâr ederek 4 sâ’atde,
 
Evsâf-ı  Kal’a-i Kefaloz
 
Bu dahi Süleymân Hân fethidir. Be-dest-i Ka­pudan Palak Mustafâ Paşa. Bunun dahi târihi: [6] ???? ???? ???? ???? ????  dür. Zîrâ bu cezîrelerin cümlesi Rodos feth olunca cümlesi feth olmuşdur. İstanköy sancağı hükmünde Süleymân Hân evkâfıdır. Mütevellîsi hâkimdir, salb (u) siyâset sahibidir. Harâcın tahsîl edüp imâret ve mürtezikaya mevâcîb verir azîm tevliyetdir. Ve İstanköy kazâsı niyâbetidir.
Ve bu kal’a İstanköy cezîresinin (P 55a) lodos cânibinde bir burunda vâki’ bir yalçın kaya üzre bir küçük kal’adır. Dâ’iren-mâdâr cirmi (---) adımdır. Ve (---) tarafına nâzır bir kapusu var. Gayet sa’b u metîn bir kal’a-i müzeyyendir. Ammâ etrafında handakı yokdur.
Ve içinde (---) mikdârı müslim ve kefere yetmiş kireç örtülü şeddâdî binâ evlerdir. Ve bir mihrâbdır. Gayri imâret yokdur. Gayet küçük kal’adır ammâ aşağıda varoşu ma’mûr u müzeyyen (---) hânedir. Cümlesi kârgîr binâ kireç örtülü evlerdir.
Ve kal’anın cümle otuz beş neferâtı ve dizdârı vardır. Ve kırk pâre hurde topları var ve hân u hammâm ve gayrî binâ yokdur. Gayet cezîre yerdir. Ve suları eşekler ile aşağıdan taşırlar, a’lâ sarnıcları vardır. Ve bir kaç kerre Duka ve Papa ve Malta gemileri gelüp şebhûn etmişlerdir. Zafer bulmayup hâyib (ü) hâsir gitmişlerdir.
Ve aşağı varoşunda altı yedi dükkânları vardır. Ammâ taşrada bağ u bâğçeleri çokdur. Ve li­manında gûnâ-gûn mâhîler çıkar kim ta’bîr olun­maz. Ve bu kal’adan rûşen hevâda lodos cânibine yüz elli mîl Girid cezîresi nümâyândır. El-hâsıl bu dahi intihâ-i serhad kal’adır.
Anı temâşâ edüp gerü avdet edüp 4 sâ’atde ol gün yine,
 
Kal’a-i İstanköy
 
El-hâsıl bir ay zevk u safâlar edüp a’yân (u) eşrâflarından hâne sahibimiz Muslu Ağa ile ve biraderi Alî Çelebi ve Pilili Ahmed Ağa ve dâmâdı Müstedâm Ağa ve Serdâr Hüseyin Ağa ve Sıyâmîzâde ve Semiz Mûsâ Çelebi ve Dizdâr Mûsâ Ağa ve Cebecibaşı Hasan Ağa ve Cebeci Çorbacısı Mustafâ Ağa ve Lonca Câmi’i imâmı Mu’îd Efendi ve Abdülcebbâr Efendi ve Dervîş Abdullah Efendi ve Nâ’ib Dervîş Efendi ve veliyyün-ni’âm Mütevellî (---) Ağa ile ve cümle hukukûn kesb etdiğimiz yârân-ı sâfâ ile vedâlaşup cümlenin du’âsın alup (Y 109b) bin seksen iki senesi Cemâziye’l-evvelin yigirmi beşinde pür-silâh bir fiirkateye süvâr olup ve [7] ???? ?? ??? âyetin tilâvet edüp bâdbân-ı zevrakı çâk edüp keskin poyraz eyyâmı ile Rodos’a azîmet edüp giderken İstanköy’den yigirmi mîl ba’îd Tekir burnu nâm mahalli dolaşınca sekiz kâfir kalyonları içine giredüşdük.
Hemân bizim Alî Reis tarfetü’l-ayn içre pocalayup orsa orsa Anatolu cânibin isteyince mel’ûn küffâr bir kat alabanda topların üzerimize atup cümle yelkenlerin döküp bizi ejder-i heft-ser-misâl “şikarımdır” deyü kova kova ra’d-vâr gelmede.
Ammâ bizim firkate re’îsi bu hâli görüp baş yelkenin dahi bağlayup cunda seren edüp yan gösterüp ve pür-silâh âmâde olup alavere cankur­taran kullanup ân-ı sâ’atde yıldırım-misâl şakıyup küffârın gözünden gâyib olduk.
Hamd-i Hud⠓halâs olduk” deyü cezîre-i Hereke ve cezîre-i İliki ve cezîre-i İncirli mâbeynlerinde kullanup giderken hikmet-i Hudâ yine mel’ûn küffâr keştîleri üzerimize çıkageldiler. İçlerinde iki balkarmataları var, kırlankıc kuşu gibi uçar. Anlar bizi özleyince yine Allah’a sığınup yine Anatolu cânibin özledik.
Âhirü’l-emr Rodos’a yapışmadan me’yûs olup bir gece bizi kovup hamd-i Hudâ yetişemeyüp Menteşe hâkinde Poça kıyılarına cân atup cân kur­tarınca mel’ûn küffâr gayri kovmayup hâ’ib ü hâsir dönüp cehennem-râ gitdi.
Biz ise eyyâm-ı müsâ’id ile Poça kenârınca şarka on sekiz mîl gidüp Dacca kenârınca on mîl dahi ubûr edüp,
 
 
 
 

[1] Kur’ân Rûm, 4-5, “...Müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir.”.
 
[2] Kur’an, Bakara, 20; “Allah her şeye kadirdir.”.
 
[3] Kur’ân, Hac, 14; “Şüphesiz Allah istediğini yapar.”
 
[4] Kur’an, Rûm, 4-5; “...Müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir.”
 
[5] Kur’ân, Rûm, 4-5; “....Müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir.”
 
[6] Kur’ân, Rûm, 4-5; “.... Müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir.”
 
[7] Kur’ân, Hud, 41; “Haydi (geminin içine) bininiz dedi.”